(görsel: harry kewell/69655) embed src="http://www.clocklink.com/clocks/5010-black.swf?TimeZone=IST&" width="222" height="66" wmode="transparent" type="application/x-shockwave-flash">



« Önceki |

2/6/2009


SÖYLERKEN AĞLAYAN ŞAİR
DOĞURURKEN ÖLEN ANA
İKİSİDE BİR
AŞK ve ACI
HABERİM OLMADAN
EN ÜCRA YERİME SIĞINABİLİR.

 

                               

4/2/2009

KAPATIRIZ


kapatırız,
bazen kapıyı, bazen konuyu, bazen telefonu,
bilmeyiz ki o anda neler değişti?
neler bitti ya da başladı?
bir kalp kırdığımızda aslında zor inşa ettğimiz gemileri de yakıyoruzdur,
bilemeyiz neler kaybettiğimizi
acı olanı da neler kaybettiğimizi asla öğrenemeyecek olmamızdır
kırılan kalptedir bir çok sır
ulaşamayız ona, uzakta kalır belki, bilemeyiz
herkes kendi hayatının başrolünü oynarken, başrolü kaptırmak bir yana
eleştirmen olarak seyredecek yüreğimiz var mı?

13/1/2009

BİZE BÖYLE ÖĞRETMEMİŞLERDİ YAŞAMI

http://s.azbuz.com/uploads/images/19/53/5000000001953167.gif
biz çocukken;
minicik ellerimiz vardı
minicik ayaklarımız
minicik isteklerimiz vardı...
biz çocukken;
kocaman yüreğimiz
kocaman hayallerimiz vardı...
 
hatırlıyorum çocukken, oyuncak bir bebekle mutlu olurduk.
büyüdük;kendi yavrularımızı terketmeye başladık...
 
çocukken; doktor,öğretmen,asker olacaktık,büyük insan olacaktık.
büyüdük;bencil,uyanık... olduk
büyüdük; doktoru,öğretmeni,askeri beğenmez olduk,onlara küfür eder olduk...
 
 
biz çocukken; herşeyin sahibi olmak için büyümek isterdik...
büyüdük; herşeyden uzak olmak için ölmek istiyoruz..........
 
biz çocukken; herşeyi öğrenmek için bir acelemiz vardı,herşeyi doya doya yaşayacak kadar da bol vaktimiz 
büyüdük; öğrenmekten kaçmak için bir acelemiz, herşeyi mahfetmek için de bol bol vaktimiz va
r......
 
 
BİZ ÇOCUKKEN DÜNYA ÇOK GÜZELDİ...
 
biz çocukken derdik ki:
 
BU DÜNYA BİZİM DEĞİL! BU DÜNYA BİZDEN SONRAKİ YAVRULARIN!
biz çocukken; çocuklarımızı daha fazla düşünürdük........
 
biz çocukken derdik ki:
 
BU ORMAN BİZİM DEĞİL!BU AĞAÇ,BU DAL,BU YAPRAK,BU HAVA,BU DENİZ,BU ŞEHİR; HEPİMİZİN!
biz çocukken;insanları daha çok severdik.....................
 
biz çocukken sanırdık ki;
anneler,babalar hiç ayrılmaz.
bütün insanlar iyidir...
 
biz çocukken
ve kötülüğü hiç tanımamışken sanırdık ki;
 
ben iyi insan olursam, herkes iyi insan olur.
bikaç tane kötü çıkar belki ama onlarda benim iyiliğimle ıslah olur...
 
 
biz çocukken acaba,
bizim annemiz,bizim babamız,bizim öğretmenimiz,bizim tanıdık büyüklerimiz daha mı güçlüydü,
yoksa hayat hep aynı hayattı da?.................
yoksa,
gerçekten biz çocukken dünya çok mu güzeldi?
 
merak ediyorum, yoksa, bizi masum yalanlarla mı uyuttular ?
ya da yalanlar masum değildi, ama onlar bizim masumluğumuza mı kıyamadılar?

13/1/2009

AŞK VE SADAKAT

     http://www.harikayaa.com/wp-content/uploads/2007/02/umut.JPG
Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yordamı ile
otobüse binmişti.
şoför : -Soldan üçüncü sıra boş hanımefendi, dedi.

Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti.

Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine
bir söz vermişti. Asla karısını yalnız bırakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayakları üzerinde durana kadar cesaret verecekti.

Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok
sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık,karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Bir an önce bir şeyler yapması gerekiyordu, karısı
günden güne kendi içine kapanık dünyasında kayboluyordu.

Bütün gün düşündü koca, nasıl yardım edebilirim güzeller güzeli eşime diye. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı.
Karısı dehşetle gözlerini açtı:
- Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı.

Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu.

Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına:
- Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi.
Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o
kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu . Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu.

Yine bir gün otobüse binerken,
şoför : - Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi.

Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu.
Şoför: - Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam
otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten
indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor............

6/1/2009

ONLARIN SUÇLARI NE?

AYLARDAN SONRA BLOĞUMA YAZI YAZMAK DÜŞTÜ AKLIMA.ÇOKTANDIR YAZMIYORUM  ÖZLEMİŞİM.
filistin5.jpg

BEN ŞİMDİ FİLİSTİN İÇİN YAZIYORUM.O MASUM İNSANLAR İÇİN.BEN ŞİMDİ FİLİSTİN İÇİN AĞLIYORUM.O YAPAYALNIZ KALMIŞ ALLAH ALLAH NİDALARI DİLLERİNDEN DÜŞMEYEN KALPLERİ İMAN DOLU İNSANLAR İÇİN.BEN ŞİMDİ FİLİSTİNİ DÜŞÜNÜYORUM.BOMBALARIN HÜCUMUNDA KALMIŞ O YIPRANMIŞ ŞEHRİ.VE KAFAMDA KOCAMAN BİR SORU İŞARETİ OLUŞUYOR.NE SUÇLARI VAR BU İNSANLARIN, DAHA ANNE DEMEYE YENİ BAŞLAMIŞ BEBEKLERİN NE SUÇU NE GÜNAHI VAR O  MASUM ÇOCUKLARIN.BİZ BURADA ALIŞMIŞIZ KÜÇÜK ÇOCUKLARIN OYNADIĞI OYUNLARA YA SAKLAMBAÇ YA KOVALAMAÇ.PEKİ ORADAKİLER.ONLARIN OYNADIKLARI OYUNUN ADI BİLE SAVAŞ.ÇOK ACI AMA ONLAR SAVAŞLARIN ÇOCUĞU.O MİNİCİK BEDENLERİNİN BELKİ O KAHPE KURŞUNLARDAN BİRİNE HEDEF OLACAĞINI BİLMEDEN KENDİ DÜNYALARINDA OYUNLARDALAR.NE ŞUÇLARI VAR ONLARIN?BİRAZ DAHA MUHASEBE YAPTIKTAN SONRA ŞU UFAK BEYNİMDE.YİNE SORUYORUM KENDİME.YA ONLARA BU İŞKENCEYİ YAYAN İNSANLAR ONLARDA VİCDAN DENEN BİR DUYGU YOK MU?KALPLERİ Mİ TAŞ KESİLMİŞ ONLARIN.NASIL GÖZLERİNE BAKARAK KATLEDİYOLAR İNSANLARI.KENDİ KENDİLERİNE SORMUYORLAR MI BU İNSANLARIN ŞUÇU NE? PEKİ ŞİMDİ BEN SESLENİYORUM HERKESE BU İNSANLARIN ŞUÇU NE?ALLAHTAN BAŞKA KİMSELERİ OLMAYAN BU İNSANLAR FİLİSTİNLİ OLDUKLARI İÇİN Mİ ÇEKİYORLAR BU CEFAYI.BU İNSANLARIN ŞUÇU NE?BELKİ ÖLÜRKEN ŞEHADET BİLE GETİREMEDEN RUHLARINI MEVLALARINA TESLİM EDEN BU YOKSUL HALKIN SUÇU NE?
ŞİMDİ SİZ DE SORUN KENDİNİZE BU İNSANLARIN ŞUÇU NE DİYE?VE ONLAR İÇİN DUA ETMEYİ UNUTMAYIN.UNUTMAYIN ONLARIN BİZLERE İHTİYACI VAR.

3/11/2008

BENİM GİBİ SULUGÖZLERE



YARADAN RAHMETİNİ KAHRINDAN ÜSTÜN SAYDI NE OLURDU HALİMİZ GÖZYAŞI OLMASAYDI.(necip fazıl)

3/10/2008

SOLAN UMUT


Ablam gençken çok güzel şiirler yazarmış.Hep merak ederdim.Geçenlerde ablamın şiir defterini buldum ve sizlerle paylaşmak istedim.Umarım sizin de hoşunuza gider.

         Umut çok uzaklarda
         Bir uçurtmanın kanadında belki
         Belki küçük bir kuşun pembe gagasında
         Ben seni umut etmişim yıllar öncesinden
         Belki buldum seni ama
         Umudu hala umut ediyorum ben

         Bazen eskiye dönmek istiyorum
         Minik ellerimin ilk kalem tutuşu gibi
         Bir sevince hasretim
         Ben pembeye boyayamam tüm dünyayı
         Ve seni..
          Oysa sen nasıl becerdin bilmem
          Benim ufak seviçlerimi mutluluklarımı
          Siyaha boyamayı
  
          Hasret hasret olduğu için mi bu kadar uzakta
          Sen bir kez olsun söylemedin sevdiğini bana
          Kanlı bir bıçak gibi
          Söküp atmak geliyor seni içimden
          İzin kalıyor ömrümün en güzel en delikanlı çağında

          Senin kadar acımasız, gamsız olmayı isterdim
          Beni en hazırlıksız zamanımda vurdun sen
          Bir katil  olmak istiyorum bazen
          Ama sen çoktan öldün zaten..    

2/10/2008

KAPI ÇALAR

http://img222.imageshack.us/img222/8061/copyrightedimagereuseprha2.jpg
Kapı çalar...Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.Kapı çalar...Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "Artık canim sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.Kapı çalar...Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir. Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "Yaşamak ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.Kapı çalar...Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.Kapı çalar...Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim" diye hasretle kucaklarken gözyaşlarınızı zapt edemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...Ve kapı çalmaz...O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır. Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken; "Doğduğundan beri zile basmaktayım" der.Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez.Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir.

26/9/2008

HÜZÜN

http://img211.imageshack.us/img211/8697/gelinciinhznod7.jpg

Adın sonbahardı
Yağmur damlaları kurumuş yapraklar üstünde..
Gittiğinden beri hüzündür adım

Gittiğinde mevsim sonbahardı....
                 
Yine sonbahar yine en başındayız sonun. Oldum olası sevdim Eylül’ü , beni hiç hüzünsüz bırakmadı şimdiye kadar. Mutsuzluğumun değil de kaybedilenlerin ardından başımı arkaya çevirip gözlerimden akan birkaç damla yaştı hüzün…
Eylül geldi çattı yeniden. Mutsuzluk yolunu şaşırdı belki de bu eylül.. Hüznü yaşayacaktım belli ki! Ama ya bu mutsuzluk ve acı?
Pişmanlığın gölgesine sığınsam korur mu acaba bu mutsuzluktan beni?
Yada acı veren bu yarayı hüznün merhemiyle mi daha çok acıtsam?
Öyle ya mecnunda aşk acısından yollara düşmemişiydi Leyla sı nı ararken…
Acısına acı katmamış mıydı çöllerde onu ararken deli divane..
Kaybederken en sonunda acıdan bulmuşlardı Aşk’ı ayrıldıktan sonra ruhlarından bedenleri.
Ve keşke yalan söylemeseydi Leyla Mecnun’una..
Ve keşke olmasaydı binlerce kez söylenen pişmanlık…
                        *          *          *
Hayat bazen yanlışlar söyletiyor insana dilinin ucunda doğrular sere serpe dururken
Ve Şimdi anlatamadıklarım Veli gibi…
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.

26/9/2008

BİR KADINI AĞLATMAK



Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye
ağlayabilir; bir filme bir şarkıya bir yazıya... En az erkekler kadar
yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten
ağlıyorsa ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak
ki ağlatan gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.

Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım der içinden. Ama engel olamaz işte.
Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne
kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce
birkaç damla sonra bir yağmur seli... Ve kadın ağlar; hem de çok!
Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz
ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla daha çok kadın yapar kadınları.
Her damla bir derstir çünkü. Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan ağlama
niye ağlıyorsun ki değmez onun için derler.
Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar
ağlamazlarsa ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren!
Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar o irini temizlerler
yaralarındaki!
Çünkü bilirler o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.
Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar. Zaman geçer sonra.
Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar o yüzden eninde sonunda
öğrenirler kendilerine sarılmayı...
Çok ağlayan kadınlar bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü yenilmez mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar o yüzden
kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları
hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları
adamların. E o zaman niye sarılsınlar ki!
Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.
Bilin ki gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar eninde sonunda
kendilerine sarılırlar çünkü!

''yürek ağlar gözden önce'

Free HTML Counters
1080p Plasma TV